Eminevim, Fuzulevim, Katılımevim gibi sistemleri soran dostlar var. Emin Üstün’ün 1990’ların başında kadınların altın günlerinden esinlenerek geliştirdiği sisteme “Eminotomotiv” adını verdi. Peşin parayla otomobil alamayanlar ya da faiz hassasiyeti olanlar Eminotomotiv’in yolunu tuttu. Aradan bir kaç yıl geçtiğinde ortada, bankaları kıskandıracak düzeyde bir nakit akışı ortaya çıkmıştı. Emin Üstün’ün geliştirdiği sistem işlemeye başlayınca taklitlerinin ortaya çıkması da gecikmedi. 1990’ların sonuna gelindiğinde onlarca şirket kurulmuştu. Gazetelerde, “En uygun şartlarla biz veriyoruz” diyerek sayfa sayfa ilanlar yayımlanıyordu. 2001 krizi kapıyı çaldığında ise bu şirketlerin büyük bölümü sonbahar rüzgârına kapılmış sarı yapraklar gibi savruldu. Bunlardan yalnızca Eminotomotiv ve Fuzul ayakta kalabildi. Sisteme duyulan güven sarsılsa da Emin Üstün inancını kaybetmedi. Kısa sürede otomotivin yanına konutu da ekleyerek bambaşka bir alana yöneldi. Emin Üstün ve dönemin Genel Müdürü İbrahim Conkar’ın yürüttüğü çalışmalarının önemli bir bölümünü yakından takip etme imkânım oldu. Adım adım gelişen konut edindirme sistemi, zamanla otomotiv tarafının önüne geçti. 2000’li yıllarda Eminevim ve Fuzulev’in öncülüğünde sistem oturmaya başlayınca pasta hızla büyüdü. Hem de eskisinden çok daha büyük hale geldi. Tıpkı 1990’lı yıllarda olduğu gibi, bu kez de yeni taklitler çoğalmaya başladı. Sabrınız varsa sıralayayım: 2020’lere gelindiğinde yukarıda sıraladığım şirketlerin tamamı faaliyetteydi. Sisteme şöyle bir göz atan herkes, ortaya çıkan nakit akışını görünce pastadan pay almak için sabırsızlanıyordu. İktidara farklı kesimlerden önemli uyarılar yapıldı Ancak sistem hızla felakete doğru gidiyordu. Farklı kesimlerden iktidara çok ciddi uyarılar yapıldı. Yimpaş, JetPa ve Kombassan benzeri krizlerin işaretleri görünmeye başlamıştı. Kamu gücünü elinde bulunduranlar yapılan uyarılara kulak verdi. Sisteme yasal düzenlemeler getirildi. Yeni şartlara uyum sağlayamayan şirketler için TMSF devreye girdi. Belirlenen süre içinde şartları yerine getirenler ise BDDK denetimine alındı. Bugün faaliyet gösteren firmalar, BDDK’nın çizdiği çerçevede faaliyet yürütüyor. Sistem, geçmişe kıyasla daha güvenli işliyor. Kayıt üzerinde işler yolunda gidiyor gibi görünse de, yüzlerce yıllık kriz tecrübesine sahip bankacılık sisteminin oluşturduğu güven seviyesine ulaşıldığını söylemek hâlâ zor. 
Buna rağmen “evim şirketleri”, yani teknik adıyla “tasarruf finansman şirketleri”, bankacılık sistemiyle yarışır hale geldi. Herbiremlak’ta da okudunuz; bu şirketler otomobil finansmanında pazar paylarını yüzde 60’ın üzerine taşıdı. Konut finansmanında da hızla büyüyorlar.
Bunda, bankaların hareket alanının daralmasının ve faiz oranlarının yüksek seyretmesinin önemli payı var. Şirketlerin müşteri sayısının 1,3 milyona ulaşmış olması bile sektörün büyüklüğünü göstermeye yetiyor.
Ancak şimdi asıl risk, tasarruf finansman şirketlerinin işleyişinde ortaya çıkıyor.
Bu şirketlerin aksayan birkaç önemli yönü var
Birincisi, satış ekipleri. Bu ekipler, sisteme yeni müşteri kazandırabilmek için her şeyin son derece kolay ilerleyeceğini anlatıyor. Sisteme giren kişiler de hiçbir sorun yaşamadan, zamanı geldiğinde paralarını alıp ev ya da otomobillerine kavuşacaklarını düşünüyor.
Oysa ödeme zamanı geldiğinde tablo değişebiliyor. Müşterilerin karşısına, ödeme yapmamak için en küçük aksaklığı bile büyüten ekipler çıkabiliyor. Dekontları zamanında iletmiş olsanız bile “Şu ayın ödemesi eksik” gibi oyalayıcı gerekçelerle süreç uzatılmaya çalışılıyor. Belki de savrukluklarından belgeleri bulamıyorlar.
İkinci ve daha büyük sorun ise kadroların yeterli donanıma sahip olmaması. Bu durum hem satış ekiplerinde hem de ödeme ekiplerinde görülüyor. Elbette sistemin çok hızlı büyümesinin bunda payı var. Şirketler, altına imza attıkları yükümlülükleri yerine getirecek insan kaynağını oluşturmak zorundalar.
Personel sirkülasyonu çok yüksek. Sisteme girdikten kısa süre sonra şirketten arayan başka biri, “Bundan sonra sizinle ben ilgileneceğim” diyebiliyor.
Üçüncü sorun sigorta dayatması. sorun alacağınız konut ya da araca sigorta yaptırılmasını şart koşma sorunu değil. Hemen bütün tasarruf sigorta şirketlerinin kendi sigorta şirketleri var. Siz kendiniz sigortacı olsanız bile, kendi sigorta şirketinizden sigorta yapmanıza izin verilmiyor. İlla parayı alacağınız kurumun sigorta şirketinden bu işlemi yapmak zorundasiniz. Genel merkezle görüşmeniz, konuyu başka yerlere taşımanızın zaman kaybı olduğunu görüp sonra istemeden de olsa daha fazla gecikmemesi için şartlarına boyun eğiyorsunuz.
Dördüncü sorun ise çalışanların sürekli “büyüklük” vurgusu yapması. Muhtemelen bunu yöneticilerinden de duyuyorlar. “Biz her ay şu kadar teslimat yapıyoruz” türünden cümleler sıkça kuruluyor.
Üstelik bu söylem, tam da müşterinin kendi sorununu çözmeye çalıştığı anda devreye giriyor. Verilen mesaj çoğu zaman şu anlama geliyor: “Senin bir önemin yok. Sen gitsen bile yerini dolduracak onlarca kişi var.”
Belki kurum içi eğitim tamamen yok değil. Ancak personelin iki alanda ciddi şekilde yetersiz olduğu görülüyor: İlki kendi işlerini bilme konusunda, ikincisi ise insan ilişkilerinde.
Bunlar, tasarruf finansman şirketlerinin tepe yöneticilerinin duymak istemeyeceği ifadeler olabilir. Ancak sahadan gelen gözlemler ve bize ulaşan şikâyetler özetle bunu gösteriyor.
Umarım şirketlerin yöneticileri bu sorunlara kısa sürede kalıcı çözümler üretir. İşini yeterince bilmeyen ekiplerin, yalnızca büyüklük söylemiyle ilerlemeye çalışması güvenli bir yol değil.
Sisteme para girişi sürdüğü sürece sorunlar çok görünmeyebilir. Ancak para akışında bir tıkanıklık yaşandığında, yeni Yimpaşların ya da Kombassanların ortaya çıkmaması için bu uyarıları yapmayı vicdani bir sorumluluk olarak görüyorum.
Ünal Tanık / Herbiremlak








