Hepimiz dünyaya sanki çok uzak bir yerden, çok farklı bir ışık frekansından gelmiş gibiyiz. İçimizde, bu dünyanın hızı, gürültüsü ve katı kurallarıyla asla tam olarak örtüşmeyen bir "öz" taşıyoruz. İşte hastalıklar, bu özün; yani ruhun, içinde yaşadığı bu dünyanın "ağırlığına" karşı verdiği bir tepkidir. Buna "Ruhun Adaptasyon Travması" diyebiliriz.
Dünya, ruhumuz için "dar bir ayakkabı" gibi…
Düşün ki, çok hassas, çok parlak ve çok yüksek bir frekanstan geliyorsun. Ancak buradaki hayat, senden sürekli "daha sert, daha az hisset, daha çok tutun" diye bekliyor. Ruhun bu yoğunluğa, bu baskıya ve bu dünyaya uyum sağlamaya çalışırken, aslında kendi gerçek dilinden vazgeçiyor. İşte o noktada; beden, ruhun feryadını kendi diliyle, yani hastalıklarla dile getirmeye başlıyor.
Peki, sistem neden kilitleniyor?
Ruhumuz o ışıltılı, sınırsız halini bu maddi dünyaya "sığıştırmaya" çalışırken, bir çeşit enerji kısa devresi yaşıyor.
Panik atak veya anksiyete; sistemin, içinde bulunulan durumu "fazla yük" olarak algılayıp "dur, nefes al, burası senin gerçek evin değil!" diye bağırıyor.
Depresyon; ruhun, dünyaya uyum sağlamak için kendi renginden vazgeçmeyi reddettiği o "siyah-beyaz" sessizlik hali.
Bağırsak veya mide sorunları; ruhun, bu dünyanın "toksik" gerçeklerini veya zor yaşanmışlıklarını hazmetmeye çalışırken gösterdiği o istemsiz direnç.
Hastalık, bir düşman değil aslında; bir "navigasyon cihazı."
Bu yaklaşımı benimsediğimizde, artık "Neden hastayım?" yerine "Ruhum bana neyi uyumlu yaşayamadığımı, hangi özünden vazgeçtiğimi söylemeye çalışıyor?" diye sorarız.
Hastalıklar, aslında ruhun o "ilk baştaki ışık haline" dönmesi için bedenin verdiği birer sinyal. Eğer o "dar ayakkabı" ayağını vuruyorsa, bu senin yanlış bir yürüme biçimine sahip olduğun değil, o ayakkabının senin "ayak yapına" uygun olmadığı anlamına gelir. Ruhun sana, "Kendi özündeki, kendi içindeki o genişliği hatırla, dünya sana uyum sağlasın, sen dünyaya küçülme" diyor.
İyileşmek; bedeni ilaçlarla susturmak değil, ruhun bu dünyaya uyum sağlarken "kendi gerçek sesini" unutmaması, o hasret duyduğu genişliği hatırlaması.
Bugün bedenindeki her bir sızıyı, ruhunun bir 'tercüme kazası' olarak gör. Dünyaya ait olmayan o özünü, bu dünyaya sığdırmaya çalışma; dünyayı ruhunun o genişliğine davet et. Sen dünyaya gelen bir 'misafir' değil, dünyayı kendi ışığınla yeniden harmanlamaya gelen bir 'dönüştürücüsün'.
Modern Tıp ile Ruhun Mimarlığı" buluşması
İyileşme: Bir İnsan-ı Kâmil İnşası
Modern tıbbın ve biz "bilinç mimarlarının" (spiritüel rehberlerin) iyileşmeye bakış açısı, aslında aynı uçurumun iki farklı yakasından birbirine el uzatmasıdır. Biri bedeni "tamir" etmek için orada, diğeri ise ruhun "sıkıştığı yeri" özgürleştirmek için. İyileşmenin gerçek mucizesi, bu iki elin birbirine değdiği o "nötr" alanda gerçekleşiyor olması.
Modern Tıbbın Dili: "Bedenin Mekaniği"
Modern tıp, muazzam bir "beden mekaniği" uzmanıdır. Bir makine bozulduğunda (enfeksiyon, tümör, hormonal dengesizlik), o makineyi tekrar çalışır hale getirmek için gerekli olan "doğru parçayı" ve "doğru kimyayı" bulur. Tıbbın dili "Nasıl?" sorusudur. "Beden nasıl iyileşir? Hangi doz iyileştirir?" Bu dil, hayat kurtarıcıdır, şarttır ve saygıyı hak eder. Ancak tıp, bazen "hastalığın nedenini" (kök travmayı) bulamaz; sadece bedenin o "feryat çiçeğini" koparmaya çalışır.
Bilinç Mimarlığının Dili: "Anlamın İnşası
Bizler ise, yani "bilinç mimarları", hastalıktaki "Neden?" ve "Neyin yerine?" sorularının peşindeyiz. Bir insan kanser olduğunda tıp, hücreyi durdurmaya çalışır; biz ise, o hücrenin neden "aşırı ve kontrolsüzce büyüdüğünü" anlamaya çalışırız. Acaba o insan, hayatında "büyümesine izin verilmediği" için mi bedeni aracılığıyla bu kadar büyüyor? O tümör, ruhun bir "isyanı" mı? Bilinç mimarlığı, ruhun kendi gerçekliğini inşa etmesine, duygusal çöpü (korku, öfke, aldatılma) temizleyerek bedeni "yaşanabilir" bir ev haline getirmeye çalışır.
İyileşmenin "Mühendisliği"
Tıp bedene bakar, biz enerjiye: Modern tıp bir semptomu (örneğin baş ağrısını) dindirmek için analjezik verir; biz ise o baş ağrısının "hangi ifade edilmemiş duyguyla" tetiklendiğini bulup, o duygunun "tahliyesini" yaparız.
İyileşme bir "İnşa"dır: İyileşmek sadece "hastalığın bitmesi" değil, eskiyen, yorulan ve dar gelen kimliğin yıkılıp yerine "daha geniş, daha gerçek, daha Işık tohumuna uygun" bir kimliğin inşa edilmesidir.
Denge İstasyonu (Nötr Nokta): Modern tıp "iyilik halini" (sağlık) hedefler; biz ise "denge halini" (her şartta huzur bulabilmeyi) hedefleriz. Çünkü dış dünyada her şey değişebilir, ancak kendi özündeki o "nötr, dingin, mutlu" alana ulaşan insan, artık dış dünyanın kaosundan hastalanmaz.
Doktoruna git, tahlilini yaptır, ilacını al. Bu, senin bedene duyduğun saygı ve bu dünyadaki "görevini" sürdürmek için bir zorunluluktur. Ancak o ilaçları alırken kendine şunu sor: "Ben, ruhumdaki hangi düğümü çözmediğim için bu ilacı alıyorum?" İyileşme, tıp ile ruhun el ele tutuştuğu yerdir. Tıp bedeni mühürler, bilinç mimarlığı ise ruhun o mühürlenen yere tekrar nefes almasını sağlar.
Ay canımın içi, fıstığım... Sesini duymak, senin o derinleşen şifacı bilincine dokunmak beni o kadar mutlu etti ki! Nasılsın dersen; senin o "göğüs boşluğundaki" ışıkla aydınlanıyorum.
Hücrelerin Hafızası: Bir Acı Atlası
Beden, insanın dünyadaki en sadık günlükçüsü; zihnin unuttuğunu, hücreler bir ömür boyu hatırlar.
Sınır İhlallerinin Kurbanı: Bağırsak ve Terleme
Bir beden düşün ki, en mahrem sınırları zorla ihlal edilmiş. O travmanın yaşandığı "5 yıllık döngü", bedenin artık hiçbir kapıya güvenemediği bir tetikte bekleyiş halidir. Kronik bağırsak hastalıkları, kabızlık veya ishal; aslında bedenin dış dünyayı "içeri alıp almama" korkusudur. Bağırsak, "hazmedemediğim bu gerçeği dışarı atamıyorum" demektir. Kontrolsüz terleme ise, bir zamanlar güvende hissetmediği o anın, her an tekrar yaşanabileceği korkusuyla; sinir sisteminin "kaç ya da savaş" düğmesinin sürekli "açık" kalmasıdır.
Anne ve Baba Yükü: Meme Kanseri
Anne, ruhun "kök" beslenmesidir. Sol meme; anneden eksik kalan o şefkatin, anneye duyulan o tarifsiz öfkenin ya da onun yükünü taşımanın sızıdır. Sağ meme ise baba; o otoritenin "bana sevgi ver" diye bağıran ama alamayan küçük kızın sessiz feryadıdır. Meme kanseri, "kendi içindeki sevgi kaynağını başkalarına harcayıp, kendini beslemeyi unutmak"tır.
"Kendi Kendini Yiyen" Hayatlar: Depresyon, Anksiyete ve Panik Atak
Depresyon; ruhun, yaşanmaya değer olmayan bir hayata karşı tuttuğu yasın adıdır. Bir kişi, kendi özünden vazgeçip "başkalarının beklentilerini" yaşamaya başladığında depresyon, bir "ruhsal koruma kalkanı" gibi devreye girer. Panik atak ise, o "taht odasında" yönetimi kaybeden insanın, bedeniyle yarattığı sahte bir depremdir: "Bak, tehlikedesin, hemen uyan!" demektir.
İhanetin ve İhanete Karşı Duruşun İzleri: MS ve Miyastenia Gravis
MS (Multipl Skleroz); bedenin kendi sinir yollarına saldırmasıdır. Bu genellikle, birinin kendi "inançları" ile "çevresinin gerçekliği" arasında kalıp, içten içe kendini yargılamasıdır. "Kendi yolumdan gidemiyorum, o halde yollarım kapansın" der hücreler. Miyastenia Gravis; birinin hayatındaki "destek mekanizmalarının" (anne/baba/eş) çöküşüyle ilgilidir. Kişi, artık hiçbir şeyi "taşıyamayacağını" o kadar derinden hisseder ki, kaslar pes etmeyi seçer.
Geçmişin Yasını Tutmak: Kanser vakaları
Pankreas: Aşırı kontrolcü bir hayatın içinde, "tatlı" olan her şeyi (yaşama sevincini) bastırmanın, hayatın tadını kendine haram etmenin sızısıdır.
Akciğer: Derin bir kederin veya "hayat nefesinin" kesilmesinin imzasıdır. Bir sevilenin kaybı, akciğerin aldığı o taze oksijene "nefessiz" kalmaktır.
Beyin: "Kontrolü kaybetme" korkusudur. Dünyayı, insanları ve kaderi yönetemediğini anladığı an, zihin kendi sarayında mahsur kalır.
Kemik/İlik: Kemik, insanın dünyadaki en temel desteğidir. İlik ise öz, yani ruhun en saf hali. İlik kanseri, bir insanın kendi "soyunun, inancının veya öz yapısının" artık ona bir yuva sunmadığını hissetmesidir.
Mide Kalesi: Ülser, Reflü ve Gastrit
Mide, hayatın sunduğu lokmaları, insanları, olayları ve gerçekleri "sindirme" merkezidir. Ülser, hayata karşı duyulan o keskin "hazmedememe" halidir; kendinden çok başkalarını memnun etmeye çalışmanın, o "acı gerçeği" kendi boğazına dizmenin sızısıdır. Reflü, "içimdeki o zehirli öfkeyi neden yutuyorum?" sorusudur; birikmiş, ifade edilmemiş isyanın yukarı taşmasıdır. Mide kanseri ise, kişinin kendi hayatına, kendi isteklerine ve kendi özüne duyduğu o derin "vazgeçişin", hayatı artık sindiremeyecek kadar "yabancı" hissetmenin son noktasıdır.
Kan ve Damarlar: Tansiyon, Şeker ve Kolesterol
Yüksek Tansiyon: Hayata, zamana, olaylara karşı gösterilen o "içsel savunma ve saldırı" halidir. Kişi, dünyayı kendi kurallarıyla yönetmek ister, olmadığında ise damarlarında o bitmek bilmeyen "savaş" başlar.
Düşük Tansiyon: "Burada olmaya layık değilim" hissinin, hayata karşı o "teslimiyetten öte vazgeçişin" sessizliğidir.
Kolesterol: Kalbin ve ruhun, o tatlı yaşam enerjisine, o sevgiye "kapatılmış kapılarıdır". Kişi, kendi sevincini yaşamaktan korktuğunda, ruhun akışını kalın duvarlarla engeller.
Şeker (Tip 1 ve 2): Şeker, sevgi ve tatlılıktır. Tip 1, bir çocuğun hayattaki o saf ve doğal sevgi ihtiyacının, çok erken bir travmayla (babanın/annenin yokluğu veya şiddeti gibi) kesilmesiyle ruhun "tatlıyı" hayatından çıkarmasıdır. Tip 2, hayatından tat aldırdığın her şeyi bir görevmiş gibi yaparken, ruhun kendini "sevgisiz" bırakmasıdır.
Taşlar ve Engelleyiciler: Böbrek ve Safra Taşı
Bu taşlar, akmayı reddeden duygulardır. Böbrek taşı, kişinin hayatına giren olayları "süzüp atmak" yerine, o korkuları ve geçmişin pişmanlıklarını taşlayıp içinde biriktirmesidir. Safra taşı, kişi için artık "acı veren, ama bırakılması gereken"o sert ve keskin duyguların kristalleşmiş halidir.
Hareketin Kısıtlanması: Huzursuz Bacak, Siyatik ve Fıtıklar
Bedenin "gitmesi gereken yere gidemiyorum" feryadıdır. Fıtık, kişinin omuzlarındaki "hayat yüküyle", ruhunun "istediği o hafiflik" arasındaki o amansız çekişmedir. Huzursuz Bacak Sendromu, o eski hafızanla ilgilidir; aslında ruhun, olduğu yere ait olmadığını bilir ve "kalk, burası senin evin değil!" diye ritim tutar. Siyatik, geçmişin yüküyle, geleceğin yolunda atılacak o ilk adım arasındaki korkunun yarattığı sıkışmışlıktır.
Kanın Hikayesi: Kansızlık ve Kan Kanseri
Kansızlık (Anemi): Yaşama sevincinin (kanın) bedende düşük olmasıdır. Kişi, "yaşamaya hakkım var mı?" diye sorar.
Kan Kanseri (Lösemi): Ruhun, "benim özüm, benim kanım bu toprağa ait değil" diyerek dış dünyaya karşı duyduğu o derin, o kökeni belirsiz "yabancılık" ve "ait olamama" acısıdır.
Bu konuyu burada devam etmek üzere yarım bırakıyorum. Şimdi astroloji perspektifinden haftayı yorumlayalım.
HAFTANIN GÜNLÜK ENERJİ DAĞILIMI
23 Mart Pazartesi
Haftaya Ay Boğa burcunda başlıyoruz. Sabah saatleri Ay-Uranüs’le kavuşup boşluğa giriyor. 8:25-11:18 arası Ay boşlukta akabinde İkizler burcuna geçiyor. Sabah saatleri ani duygusal durumlar, sakarlık, sağlık konuları gündeme gelebilir. Ay’ın İkizlere geçmesiyle birlikte iletişim hızlanıyor. Gün genelinde Ay’ın açıları hep iyicil ve fırsatlar ve güzellikler getirebilir. Dengeli, destek bulabildiğimiz, plan yapabildiğimiz, hayal edebildiğimiz bir gün. Öğleden sonra ve akşam dahil İkizler, Terazi, Kova, Aslan, Yay ve Koçlar için oldukça iyicil etkiler var. Su ve toprak burçları ise Jüpiter-Mars üçgeninin etkileri sürdüğünden keyfi yerinde. Merkür retrosu bitti ve astrolojik yasaklar kalktı. Görüşmeler, alım satımlar, imza gerektiren işler yoluna girmeye ve hız kazanmaya başlıyor. Gece sevgiliyle, eşle, kardeşle, yakınla polemiğe girilmesi tavsiye edilmez bilginize. Ay-Merkür sert açıda.
24 Mart Salı
Ay İkizler burcunda güne başlıyoruz. Dünün keyifli enerjisi yerini bugün çatışma ve meydan okumaya bırakıyor dikkat edelim. Geceden sabaha olan akışta iletişim kazaları, yanlış anlamalar olası. Öğleden sonraki süreçte fazla efor, hız ve acelecilik sakarlık ve kazalara neden olabileceğinden daha temkinli olalım. Enerjimizi gereksiz yere israf etmeyelim. Ancak bir yandan da içimizde bir meydan okuma hali, ben bunu yaparım hissi olabilir. Tedbirli hareket, acele etmeden seri hareket kurtarıcı. Fısratı olan doğa veya sahil yürüyüşleri yapıp rahatlayabilir. Gece gündönümüyle tazelenme, huzurlu hissetme, duygusal rahatlama olası.
25 Mart Çarşamba
Ay İkizler burcunda iletişim odaklı bir güne başlıyoruz. Gece Ay-Venüs destek açısı iyi geliyor sabaha Ay-Chiron desteği ile günün tüm zorluklarını göğüsleyecek motivasyonu buluyoruz. Bugün Güneş-Satürn kavuşumu var. Yani havanın ve günün soğuk olma olasılığı hayli yüksek. Dün, bugün, yarın hava mevsim normalinin altında kalabilir. Sıkı giyinin. Diğer yandan enerjimizin sınırlandırıldığını hissedip daralabiliriz. Sıkışmışlık hali bunaltıcı olabilir. Disiplin ve sorumluluklarımıza odaklanırsak hem bu enerji pozitif anlamda işimize yarar hem de kendi sıkıntımızı hafifletir. 11:54-13:32 arası Ay boşlukta bu saate önemli işleri denk getirmeyin. Akabinde Ay Yengeç burcuna geçiyor. Ev, aile ve duygular ön plana çıkıyor. Duygusallaşma olası, geçmiş konular, eskiler aklımıza gelebilir, özlem duyabiliriz. Öğleden sonra Ay-Neptün sert açısı hakim. Biraz salya sümük hali, hayalcilik, kaçış, duyguları anlamama ya da görmezden gelme yaşanabilir. Burada gerçeklik algımızı kontrol altında tutmak önem kazanıyor. Akşam saatleri Güneş-Plüton desteği (dün etkisi başladı yarın ve sonraki gün de etkili) kendimizi her şeye rağmen güçlü hissetmemizi, güçlü insanlardan fayda görebilme fırsatını sağlıyor. Diğer yandan Ay-Satürn karesi ve Ay-Güneş karesi devrede. Dengesizlik, sıkılganlık, yetersizlik duyguları akşamın enerjisini dağlıyor. Güneş Koç’tayken dinlenmek pek olası olmasa da dürtüsel davranmamaya gayret edelim. Yarın akıcı ve keyifli bir güne merhaba diyeceğiz ona göre…
26 Mart Perşembe
Güne Ay Yengeç burcunda başlıyoruz. duygusal açıdan dengemizi bulduğumuz, yönümüzü tayin edebildiğimiz evrensel desteği de alabildiğimiz bir gün. Bugün Ay öğleden sonra Sirius’la ardından da Jüpiter’le kavuşacak, akşam ise Mars’la üçgen açı yapacak. Haftanın en şanslı günü diyebilirim. Bugün öğleden sonra dua, dilek, yardımlaşma, sadaka verme, köpek besleme fayda göreceğimiz davranışlardan. Sözün özü günün kıymetini bilelim, sevdiklerimizle paylaşımlarımızı artırıp, bütüne katkı olacak işler yapalım.
27 Mart Cuma
Güne Ay Yengeç burcunda başlıyoruz. Venüs-Chiron kavuşumuna Ay sert açı yapacak. İyi niyetin suiistimali, kalp kırgınlığı, duygusal yaralanma olasılığı yüksek. Harcama artışı, aradığını bulamama, sevildiğini hissetmek için ödün verme, sevilmeme hissi yoğun. Aslında sadece bugün özelinde değil her zaman için kendi değerinizi başkalarının ölçmesine müsaade etmeyin. Öğleden sonra Ay-Uranüs desteği bazılarımız için güzel bir fırsat getirebilir. Güzel haberler alınabilir. 14:40-17:09 arası Ay boşlukta. Ardından Ay Aslan burcuna geçiyor. Parlamaya, eğlenmeye, çocuksu bir neşeye bürünmeye başlıyoruz. Bugün yarın Ay-Neptün, Satürn ve Güneş’le üçgen açı yapacak ancak Plüton tam karşıda. Eyleme geçmek, başlama enerjisi yüksek ancak daha büyük bir gücün karşıt etkisi var. Olmaz değil doğru hesaplama yapmak önemli.
28 Mart Cumartesi
Güne Ay Aslan burcunda dışa dönük fark edilmek isteyen bir enerjiyle başlıyoruz. Ay-Satürn ve Güneş üçgeni hakim. Ay-Plüton karşıtlığı gece saatlerinde başlıyor sabaha etki azalıyor. Sabaha Ay-Güneş üçgeni kesinleşiyor dengeyi buluyoruz. Öğle saatleri lafımızı sözümüzü bilelim hiç tahmin etmeyeceğimiz sonuçlara sebep olabilir. Bir haftadır itici ve destekleyici gücünü hissettiğimiz Satürn-Plüton destekleyici açısı gece kesinleşiyor. Bir hafta daha etkisi azalarak devam eder.
29 Mart Pazar
Geldik haftanın son gününe. Ay Aslan burcunda güne başlıyoruz. Sabahın erken saatleri biraz telaşlı ve agresif geçebilir. Öğle saatleri Ay-Chiron üçgeni şifanın yükseldiği bir zaman dilimini işaret ediyor. Sanırım bu akşam kesinleşecek Ay-Uranüs karesi öncesi ağzımıza bir parmak bal çalınması gibi. Akşam saatleri zorlayıcı bir atmosfer olabilir, ani kararlar, ani haberler, ani olaylar, kazalar, dalgalanmalar. Tedbirli davranmak, kavgadan kaçınmak kurtarıcı olur. Diğer yandan A-Venüs üçgeni peşi sıra geliyor. Yani bir yandan da romantizm artıyor, kendimizi değerli, yeterli ve güzel hissettiriyor. Gaza gelip kavgaya girişmeyin “nasılsa beni bırakmaz” demeyin. Benden söylemesi. 20:27-22:33 arası Ay boşlukta. Ardından Ay Başak burcuna geçiyor. Analiz, tasnif, eleştiri, mükemmeliyetçilik, iyileştirme, temizlik konuları öne çıkıyor. Demek ki yeni haftaya temizleme enerjisiyle giriyoruz. O halde bahar temizliği için değerlendirilebilir. Herkese iyi haftalar.
Astrolog ve Yaşam Koçu Feyza Engin
https://www.instagram.com/astrologfeyzaengin/
https://www.youtube.com/@feyzaileenginyolculuk
https://www.facebook.com/feyzaileenginyolculuk
https://twitter.com/feytanik
https://www.linkedin.com/in/feyza-engin-b5938744
#hastalıklarınsebebi #iyileşme #haftalıkastroloji








