Bugün sizlerle artan kiraların, hayat pahalılığının yarattığı enflasyonist ortamda toplumsal bir konuyu masaya yatırmak istiyorum. Enflasyonun sebebi artan kiralar, dağılan yuvalar veya baba ocağına dönüşler.
Belki aranızda beni eskiden tanıyanlarınız vardır ancak son yıllarda tanıştığımızı varsayarak kendimden bahsedeyim. İktisat okuduktan sonra tv yayıncılığıyla mesleğe girdim. Bir ulusal kanalda ekonomi ve otomobil programı hazırladım ve sundum. Şimdi bu yazıda konu ettiğim sorunu ilerleyen günlerde zaman kalitesi (astrolojik göstergeler) açısından da ele alacağım.
2000’li yılların başında kendi evinde yaşama akımı hızlandı. Üniversite bahanesiyle evden ayrılanların büyük çoğunluğu “artık aile evinde yaşayamam”, “ben kendi hayatımı kuracağım bunun için illa evlenmeyi bekleyemem” dedi. Eğitim sonunda iş bulan küçük de olsa bir ev tutmaya yeni bir hayat kurmaya baktı. O dönem asgari ücretli bir iş bulan tuttuğu mütevazi dairede tek başına yaşamaya gücü yetiyordu. Kirasını karşılıyor, kalan da kıt kanaat mutfağına yetiyordu. Ancak özel hayat için asgari ücretten bir şey kalmıyordu. Ev arkadaşlıkları kurarak üzerlerindeki maliyeti azaltıp özel hayatlarını canlandırmayı seçenler olduğu gibi, birkaç sene dişimi sıkayım maaşım yükselince hepsini yaparım diyenler vardı.
2019’a geldiğimizde bir asgari ücret ancak bir evin kirasını karşılamaya yeter oldu. Bu arada bahsettiğim ev düzgünce bir muhitte 80-90 metrekare 2+1 daire baz alınarak hesaplandı. Yaşı ilerlemeye başlayan gençler ve yeni yetişenler, ev arkadaşlığı veya evlilik yoluyla maliyetleri paylaşmayı seçti. Hesap edilen şey bir maaş barınmaya, bir maaş beslenmeye idi.
2021-2022 bu süreçte nerdeyse bir buçuk maaş ev kirasını karşılayamaz hale geldi. Ek iş mi yapsak, zam mı istesek, ev sahibini mi ikna etsek derken devletin koyduğu %25 kira zammı tavanını ev sahipleri %150’lere çekmeye çalıştı. Kiracı-ev sahibi ilişkisi gerginleştikçe gerginleşti. Çoğunluğun aldığı maaş istenen kira zammı oranının yanına bile yaklaşamıyordu.
2020 civarı ev kiralayanlar bu süreci bir şekilde geçirdi ve artık 5 yılları doldu. Şimdi ev sahipleri kira tespit davalarının peşinden koşuyor.
Şimdi gelelim yeni gündemimize. 2026 itibariyle İstanbul’da ulaşım imkanları ve merkezlere yakın 80-90 metrekare 2+1 daire fiyatları ortalama 50-80 bin TL arası. Asgari ücretli çalışan bir genç ailesinin yanından ayrılmayı hayal dahi edecek durumda değil. Biraz üstü 50-60 bin TL kazanan desek evlenmeyi hayal etmez ama belki ama 3-4 arkadaş ev tutma hayaline kapılabilir. Devlet memurları ve benzer maaş aralığından bakarsak 70 bin TL üstünde kazanıyor ve kendi gibi bir devlet memuruyla evlenmeyi düşünebilir.
Tek yaşamak şöyle dursun evli ve dar gelirli grup aile evlerine dönmeye bakıyor. Ve bu dönüş oranı da hayli yüksek. Evliliklerin bitme oranı yükseliyor, çocuk sahibi olmak hayal bile değil. Çünkü yeni dönemde evlenmek, çocuk sahibi olmak soyun devamlılığı, sevgi paylaşımı değil sadece bir külfet olarak görülüyor.
Yaşadığımız dönemde mülk ve çocuk sahibi olmak değil, kazanılan parayı en mutlu edecek şekilde harcamak öne çıkıyor. Aileyle yaşamaya devam edip daha çok seyahat edebilmek, dışarda arkadaşlarıyla sosyalleşmek yani anı yaşamak, yarını düşünmemek. Kim bu zihniyeti suçlayabilir ki? Bir şey sahibi olmak imkansız görünüyor. bu şartlar altında Bütün hayatı boyunca hiç harcamadan biriktirse ev almak mümkün değil. Neden olmayacağını öngördüğü şeyler için üzülsün? Onlar da anı yaşayıp olanla yetinmeyi, bununla en tatmin edici ne yapabileceğini bulup ordan ilerlemeyi seçiyor.
Ülkemizdeki doğurganlık oranı da bu nedenlerden dolayı düşüyor. Bir tam bir yarım çocuk; çocuk sahibi olma oranı 1,4 çocuk bandında. Nüfus yaşlanıyor. Yeni konut projeleri aileler için değil yaşlılar için bakım evlerine dönecek gibi.
Üretimden çok tüketim varsa enflasyon olur
Gelin şimdi bu kiranın yarattığı enflasyona bakalım. Burada sadece hane ve bireysel bakış açısıyla kira ve mevcut demografik yapıyı anlattım. Elbette kira derken bu sadece ev kirası olarak düşünülmemeli. İş yeri, üretim tesisi, fabrika, hastane,okul gibi daha geniş ölçekten baktığımızda da durum bir benzeri. Üretimi sürdürmek için belli maliyetlere katlanan şirketler öncelikli kar odaklı yaklaşmak zorunda. Kiralar ve giderler yükseldikçe önce işçi çıkarıp sonra küçülmeye gidiyor, bakıyor olmuyor üretmekten vazgeçip çekiliyor. Ürün fiyatlarına belli bir ölçüde yansıtsa da kendini geçindirmekte zorlanan halk zaruri olmayan şeyleri hayatından çıkarıyor. Bir talep daralması oluyor. Alım gücünün azalması üreticiyi zorluyor. Arz-talep dengesi bozuluyor.
Devletin uyguladığı para politikası faizleri artırıp krediye ulaşımı imkansızlaştırıyor. Düşük faizli krediler olmayınca halk gelecek için herhangi bir yatırıma cesaret edemiyor. Bu kısırdöngünün bir yerinden delinmesi gerekiyor. Kira ve hayat pahalılığı enflasyona sebep olurken gelecek bir toza dönüşüyor.
Önce yuvalar yıkılıyor, doğum oranı azalıyor ve nüfus yaşlanıyor
Geleceğe bugünün penceresinden baktığımızda önümüzdeki 3-5-8 yıl enflasyonist yapının artarak devam edeceğini gösteriyor. Peki bu şartlarda bizler ne yaparsak hem bugünü hem geleceğimizi güçlendirebiliriz?
Astrolog ve Yaşam Koçu Feyza Engin
https://www.instagram.com/astrologfeyzaengin/
https://www.youtube.com/@feyzaileenginyolculuk
https://www.facebook.com/feyzaileenginyolculuk
https://twitter.com/feytanik
https://www.linkedin.com/in/feyza-engin-b5938744
#artankiralar #enflasyonunsebebiartankiralar #boşanma #hayatpahalılığı









