Merhaba sevgili dostlar. Bu hafta astrolojik analiz yapmayacağım. Göksel sembolizmaları incelemeyeceğim. Hatta kendime de tatil verdim bir hafta hiçbir harita kurcalamayacağım. Peki ne yapacağım?
Mutluluktan bahsedeceğim. Mutluluk nedir? İnsan neden mutluluk peşinden koşar? Mutluluk geleceğe dair umutların gerçekleşme beklentisi ya da arzulanan şeylerin gerçekleşmesiyle ortaya çıkacak bir duygu durumu mudur? Kalıcı mıdır, geçici midir? Peşinden gidilecek ya da varılacak bir yer midir? Mutluğun önündeki engeller nelerdir? Mesela aşk, para, iş, kariyer, ev, aile, sağlık, seyahat, eğitim, başarı… tüm bunlara ve aklınızdan geçenlere sahip olsak mutlu olur muyuz? Çok sade bir cevap vermek istiyorum “hayır” olmayız. Ya da tam tersini düşünelim evsiz, yalnız, işsiz, sağlıksız olmak mutluluktan muaf mıdır? Yine sade bir cevap “hayır”.
Mutluluk bir sonuç değil ve olmayacak. Zorluklar ya da kolaylıklar direkt olarak mutluluk ya da mutsuzluk sebebi olamaz. Mutluluk varılacak bir zirve değil hayatı her haliyle yaşarken seçilecek bir duygu durumudur. Onu size bir başkası getiremez kimsenin buna gücü yetmez.
Bu garip bir paradokstur, doğum ve ölüm arasında kalan kısma yaşam diyoruz. Yaşamımız boyunca birileri bize mutluluğu anlatıyor, gösteriyor ama oltanın ucundaki yem gibi. Sanki bir kafeste dönen çemberde peynir için koşan ve ona ulaşamayan hamster gibi bir hayat yaşamak düşüyor insana. Peki o peyniri koyan, oltaya yemi takan kim? Neyi daha iyi biliyor?
Hayvanlar alemine baktığımızda her hayvan hayatta kalmak üzere kodlanmış, hayatta kalacağı kadar analiz ve seçim kabiliyeti var. Bir hayvan hayattaysa, karnı toksa, barınabiliyor ve neslini sürdürüyorsa başarılı demektir. Ve bu ihtiyaçlar karşılandığı sürece mutludur. Ancak insan hayatta kalmanın ötesinde inşa edecek, sadece anı değil zamanı kontrol edebilecek bir zihinsel yapıya sahip. Toplumun büyük bir kısmı dünü, bugünü ve yarını hesaplayarak plan yapıyor.
Avının peşinden koşarken yalpalayıp avı elinden kaçırsa bu aslanı mutsuz etmez. Uygun şartları bekleyip yeniden hücuma geçer. Kaç kere denedim deyip pes etmez. Mutsuzluk yazmaz. Vakti geldiğinde ölür ve başka hayvana yem, toprağa gübre olur.
Avın gözünden bakalım. Bir yavru antilop düşünelim. Aslan bir anda peşinden koşmaya başlıyor. Anlık hesap yapmak zorunda. Savaşacak gücü yok, daha hızlı koşabileceğini düşündüğü an kaçmaya başlıyor. Belki de gözüne kestiremediği için ölü gibi yatıyor. Üç olasılık var. Aslana yem olmak, kaçıp kurtulmak, ölü taklidi yaparak tehdidin geçmesini beklemek. Birinci olasılıkta aslanın karnı doyar. İkinci ve üçüncü olasılıkta yeni tehdit gelene kadar zaman kazanır. İki olasılıkta da bir travma yaşanmıştır. Travmayı aşma açısından hayvanlar insanlardan 1500 kat daha başarılıdır. Yaşadığı travmayı kendine bahane yapan bir hayvana rastlanmaz. Çünkü hayatta kalamaz.
Dünyayı eline geçirmiş insanın travmalarının ardına gizlenip hayattan kaçması çok büyük bir lüks. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki travma, insan hayatını al üst eder, bloke eder, aşması, devam etmesi hiç de kolay değil. Bunu içtenlikle söyleyebilirim travma atlatılması en zor şeydir bununla birlikte aşılması da mümkün. Boyutu ve içeriği ne olursa olsun… diğer yandan travma hayatı yaşamada ustalaşma için gereken güçlendirici bir deneyimdir.
Aslında niyetim travmayı anlatmak değil, mutlulukla olan ortak bağlantısından bahsetmek. Bir insanın mutluluk potansiyeli çocukluğunda saklıdır. Aslında hepimiz çocukluğumuzda saklandığımız yerden hayatı yaşamaya çalışırız. Bu iyi, kötü, doğru ya da yanlış olabilir. Çocukluk dediğimiz insanın saf ve savunmasız hali ebeveynlerinin tutumuyla şekillenir. Kimisinde doğrudan kimisinde tam aksiyle. İkisi de aynıdır.
İnsanların büyük kısmı çocukluğunu özler her şeye rağmen mutlu ve hayat dolu olduğu zamanları… aslında bu da bize mutluluğun hayattan bağımsız olmadığını gösteriyor. Hayat tüm renkleriyle bir bütündür. Acı, tatlı, başarı, neşe, hüzün, yas, coşku, korku, güven, huzur, cesaret, panik, endişe, sevgi, uyum… mutluluğu bunun dışında tutuyorum. Çünkü her ne yaşarsak yaşayalım mutluluk her daim seçimseldir. Bir acının içinde mutluluk olabilir, bir matemde, bir başarıda, bir cesarette veya hüzünde. Mutluluk andan tatmin olma halidir aslında. Halinden memnuniyet, hayatı her yönüyle kucaklayabilmek, bir zorluğu aşarken gösterilen iradeli bir doyum halidir. Acı ve ıstırap içinden geçerken, bir kanser tedavisi görürken, bir yakınını toprağa verirken mutluluğu seçebilir insan. Kahretmek yerine iyi ki’yi koyabilmektir tabi doğru şekilde. Acıyı çekmeye iyi ki denmez ama acıdan geçebilecek gücüm iyi ki var diyebilir insan. Yakınını kaybettiği için mutlu olmasa da onunla iyi ki güzel zamanlar geçirdim diyebilir, kanser olduğuna mutlu olmaz ama tedaviyi, acısına rağmen mutlulukla karşılayabilir iyi ki bir yolu var diyebilir. Modern tıpta da hekimler moral en güçlü ilaç demiyor mu?
Hayattan her zaman keyif alınmasa da hayatta olduğundan mutlu olabilir ve hayatta olduğu sürece seçilecek tonlarca mutluluk bulabilir.
Danışanlarım bazen soruyor bana siz mutlu musunuz? Hayatınızda hiç zorluklar, kayıplar yaşadınız mı? Evet pek çok kayıp yaşadım. Çok acı çektim. Ancak mutluyum. Acıyı göğüsleyip aşacak gücü bulduğum için mutluyum. Her zorluğun yanında bir başarı gizlendiği ve eğer doğru yerden bakmayı bilirsem onu yaşayacağım için mutluyum.
Hayat bazen bir denklem bir bulmaca gibi gelir. Bilinmeyenin peşinden gitmek ya da yapamadıklarına odaklanıp kendine kahretmek yerine bilinenlerden gidip yapabildiklerini geliştirmek mutluluktur. Mutluluk coşkulu değil nötr ve dengelidir.
Hiçbir insan sürekli coşkuyla, sevinçle, neşeyle yaşayamaz. Ama insan ömür boyu mutlu yaşayabilir. Bu harika bir dengedir.
Üstelik mutluluğun harika bir reçetesi ve formülü vardır. İrade ve istikrarlı seçim!
Her gün, her yaşanan olayın, her zorluğun içinde mutluluğu seçebilecek bir şey var. Mutluluk halini genişletebilecek en önemli halse şükürdür. Şükür hali insanın dünya yolculuğunda her duygudan geçerken işini kolaylaştıracak, hastalıktan koruyacak en derin ve şifalı halidir. Her gün üç şeye şükrederek sizler de hayatınızda nelerin dönüşebildiğine tanık olabilirsiniz. Hatta hücredeki, kandaki şekeri bile dengelemeye yardımı olacak. Deneyin ve görün.
Biz dünya gezeninde bir hayat sürüyoruz. Dünyanın en zayıf türüyüz. Korumasızca yaşamaya başlamamız için 12-13 sene gerekiyor. Ve buna rağmen dünyayı cennete ve cehenneme çevirebilecek gücümüz var. En zayıf tür nasıl bu kadar güçlü olabilir? İçindeki gücü keşfetmen ve her gün istikrarla mutluluğu seçmen dileğiyle. Sen irade ve istikrarla seçmezsen başlıkta da yazdığım için mutluluk asla gelmeyecek!
Astrolog ve Yaşam Koçu Feyza Engin
https://www.instagram.com/astrologfeyzaengin/
https://www.youtube.com/@feyzaileenginyolculuk
https://www.facebook.com/feyzaileenginyolculuk
https://twitter.com/feytanik
https://www.linkedin.com/in/feyza-engin-b5938744
#yaşamadair #mutluluk #seçim









