İnşaat Dünyası Dergisi’nin Mart-Nisan 2026 sayısında “Ayın Konuğu” olan Engin Keçeli, gayrimenkul geliştirme yaklaşımına dair önemli mesajlar verdi. İnşaat ve gayrimenkul sektörünü yalnızca bir iş kolu olarak görmediğini belirten Keçeli, uzun yıllara yayılan tecrübenin kendisine bütüncül bir bakış kazandırdığını ifade etti.
Keçeli, “Gayrimenkul geliştirme yalnızca bina yapmak değil; şehir kurmak, yaşam alanı üretmek ve gelecek tasarlamaktır. İNDER’de üstlendiğimiz görev de bu anlayışın bir uzantısı” diyerek sektörün sorumluluk alanına dikkat çekti.
Kentsel dönüşüm değil, kentsel gelişim vurgusu
İNDER tarafından düzenlenen 1. Kentsel Gelişim Zirvesi ile 2026 yılını “İnsan Odaklı Dönüşüm Yılı” ilan ettiklerini belirten Keçeli, “kentsel dönüşüm” yerine “kentsel gelişim” kavramını tercih ettiklerini söyledi.
Keçeli’ye göre bu yaklaşımın temelinde, süreci yalnızca riskli yapıların yenilenmesi olarak görmemek yatıyor. Şehirlerin; sosyal doku, ulaşım, yeşil alan, ekonomik hayat ve aidiyet duygusuyla bir bütün olduğunu vurgulayan Keçeli, şu değerlendirmede bulundu:
“Mesele sadece yapı stokunu yenilemek değil; o yapıların içinde yaşayacak insanlara daha güvenli, daha nitelikli ve sürdürülebilir bir kent hayatı sunmaktır.”
Kamuoyu tepkisi
Kentsel dönüşüm süreçlerinin hızlanmasına yönelik yeni düzenlemeler kamuoyunda tartışma yaratırken, uzmanlar hız ile hak sahipliği dengesi arasında dikkatli bir politika izlenmesi gerektiğine işaret ediyor.
Hızlı dönüşüm kadar toplumsal meşruiyet de önemli
Resmi Gazete’de yayımlanan yeni düzenlemeyle dönüşüm süreçlerinin hızlanmasının özellikle deprem riski yüksek şehirler için avantaj sağladığını belirten Keçeli, sürecin yalnızca hukuki yetkiyle yürütülemeyeceğinin altını çizdi.
“Şeffaflık, bilgilendirme ve hak sahiplerinin korunması en az hız kadar önemli” diyen Keçeli, kentsel müdahalelerin toplumsal meşruiyetle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Mahalle kimliği için üç kritik başlık
İNDER’in mahalle kültürünün korunmasına yönelik yaklaşımını da açıklayan Keçeli, üç temel ilkeye dikkat çekti:
- Yerinde dönüşüm: Vatandaşların yaşadıkları çevreden kopmaması
- Yerel dokuya uygun tasarım: Her mahalleye özgü mimari yaklaşım
- Sosyal donatı dengesi: Park, sokak ve kamusal alanların korunması
Keçeli, “Mahalleyi mahalle yapan sadece konutlar değil; komşuluk ilişkileri ve ortak yaşam alanlarıdır” dedi.
Uzman yorumu
Gayrimenkul geliştirmede yeni yaklaşımın, klasik “yap-sat” modelinden uzaklaşıp şehir planlama ve sosyal sürdürülebilirlik eksenine kaydığı görülüyor.
Finansman modeli genişletilmeli
Artan inşaat maliyetlerinin kentsel dönüşüm projelerini zorladığını belirten Keçeli, finansman yükünün yalnızca müteahhit ve vatandaş arasında kalmaması gerektiğini ifade etti.
Önerilen başlıca çözümler:
- Uzun vadeli düşük faizli krediler
- Kamu destekli kefalet sistemleri
- Vergi ve harç teşvikleri
- Altyapı katkısının kamu tarafından üstlenilmesi
- Gelir paylaşımına dayalı hibrit modeller
Keçeli, “Kamu, finans sektörü ve özel sektörün birlikte çalıştığı yeni bir yapı kurulmalı” dedi.
Rakamlarla
- Artan maliyetler, dönüşüm projelerinde fizibiliteyi doğrudan etkiliyor
- Finansman yükü, projelerin sürdürülebilirliğini belirleyen ana faktörlerden biri
Yeni yapı teknolojileri öne çıkıyor
Çelik konstrüksiyon, modüler ve prefabrik yapı teknolojilerinin önemine dikkat çeken Keçeli, bu sistemlerin hız, kalite kontrolü ve deprem güvenliği açısından önemli avantajlar sunduğunu belirtti.
Özellikle İstanbul gibi deprem riski yüksek şehirlerde alternatif yapı teknolojilerinin payının artırılması gerektiğini söyleyen Keçeli, şu ifadeyi kullandı:
“Mesele beton mu çelik mi tartışması değil; doğru zemin, doğru proje ve doğru uygulamadır.”
Sonuç: Daha akıllı ve güvenli şehirler hedefleniyor
Keçeli’nin değerlendirmeleri, Türkiye’de gayrimenkul sektörünün yalnızca üretim odaklı değil; planlama, finansman ve sosyal boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Yeni dönemde sektörün odağında daha fazla yapı üretmek değil; daha akıllı, daha güvenli ve daha yaşanabilir şehirler kurmak yer alacak.

















