Türkiye'de hızla artan siteleşme, kentsel dönüşüm ve yeni yerleşim alanları, mahalle kültürünün geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar, mahalle kavramının yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmadığını, toplumsal ilişkilerin ve ortak yaşam kültürünün merkezi olduğunu vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen "Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü" başlıklı seminerde konuşan Tutar, günümüzde mahallelerin önemli bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, özellikle güvenlikli sitelerin yaygınlaşmasının mahalle kültürü üzerinde etkiler yarattığını ifade etti.
Mahalle kültürü ortak yaşamla oluşuyor 
Mahallenin tarihsel olarak farklı kültürlerin, kimliklerin ve yaşam tarzlarının bir arada bulunduğu sosyal alanlar olduğunu belirten Tutar, "Mahalle; karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür." dedi.
Mahallenin temel işlevlerinden birinin birey ile kent arasında köprü kurmak olduğunu vurgulayan Tutar, karşılıklı tanışıklık, komşuluk ilişkileri ve sosyal dayanışmanın mahalle yaşamının temel unsurları olduğunu söyledi.
Güvenlikli siteler mahalle anlayışını değiştiriyor
2000'li yıllardan sonra güvenlikli sitelerin yaygınlaşmasıyla birlikte mahalle kavramının anlam değiştirdiğini belirten Tutar, bu alanlarda mahalle olgusunun büyük ölçüde sembolik hale geldiğini ifade etti.
Tutar, "Bu alanlarda mahalle yalnızca bir isim olarak varlığını sürdürüyor. Organik karşılaşmaların ve yabancıyla temasın olmadığı, daha steril ve yalıtılmış yaşam alanları ortaya çıkıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Güvenlikli sitelerde benzer gelir gruplarının bir araya geldiğini belirten Tutar, bunun kentlerde mekânsal ve sosyal ayrışmayı artırabildiğine dikkat çekti.
Konut yatırım aracına dönüştü
Konutun geçmişte temel olarak barınma ihtiyacını karşılayan bir unsur olduğunu belirten Tutar, son yıllarda ekonomik sistem içerisinde farklı bir rol üstlendiğini söyledi.
"Bugün konut, yalnızca barınma alanı değil; sermayenin el değiştirdiği bir yatırım aracına dönüşmüştür." diyen Tutar, Türkiye'de konutun ekonomik değerinin giderek arttığını ve kentleşme süreçlerinin de bu dönüşümden etkilendiğini ifade etti.
Kent hakkı yalnızca oy kullanmak değil
Kent yaşamında vatandaşların daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Tutar, "Kent hakkı" kavramının yalnızca seçimlerde oy kullanmakla sınırlı olmadığını belirtti.
Kent hakkının; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkını içerdiğini ifade eden Tutar, kentlerin sürdürülebilirliği için yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Sağlıklı kentler güçlü sosyal bağlarla mümkün
Kentlerin yalnızca fiziksel altyapı yatırımlarıyla değil, sosyal ilişkiler açısından da güçlendirilmesi gerektiğini belirten Tutar, güvenli ve yaşanabilir şehirlerin güçlü toplumsal bağlar üzerine inşa edildiğini vurguladı.
"Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur." diyen Tutar, kentlerin geleceğinde kamusal alanların ve mahalle kültürünün korunmasının kritik önem taşıdığını ifade etti.

















