Türkiye’de son yıllarda hızla artan kira anlaşmazlıkları, hem ev sahiplerini hem de kiracıları ciddi hukuki süreçlerle karşı karşıya bırakıyor. Sulh hukuk mahkemelerinde açılan kira davalarının önemli bir bölümünü ise tarafların “kulaktan dolma bilgilerle” hareket etmesi oluşturuyor. Uzmanlara göre, Türk Borçlar Kanunu’na aykırı yapılan işlemler, geri dönüşü zor mağduriyetlere neden oluyor.
Özellikle tahliye süreçleri, kira artışları ve ödeme yöntemleri konusunda yapılan yanlış uygulamalar, taraflar arasında uzun süren hukuk savaşlarını beraberinde getiriyor.
Tahliye taahhütnamesinde yapılan kritik hata
gayrimenkulgundemi.com'un haberine göre, ev sahiplerinin en sık başvurduğu güvence yöntemlerinden biri tahliye taahhütnamesi oluyor. Ancak bu belgenin geçerli olabilmesi için kanunda belirlenen şartların eksiksiz yerine getirilmesi gerekiyor.
En sık yapılan hata ise kira sözleşmesi ile tahliye taahhütnamesinin aynı gün imzalatılması. Hukuki uygulamalara göre kiracının tahliye taahhüdünü özgür iradesiyle verebilmesi için taşınma işlemini tamamlamış ve konuta yerleşmiş olması gerekiyor.
Bu nedenle kira sözleşmesiyle aynı tarihte alınan tahliye taahhütnameleri, mahkemeler tarafından çoğu zaman geçersiz kabul edilebiliyor.
Elden kira ödemesi büyük risk oluşturuyor
Kira ödemelerinde yapılan hatalar da uyuşmazlıkların en önemli nedenleri arasında yer alıyor.
Uzmanlara göre elden yapılan kira ödemeleri veya banka transferlerinde açıklama kısmının boş bırakılması, kiracılar açısından ciddi risk taşıyor. Banka dekontunda “2026 Mayıs ayı kira bedeli” gibi açık bir ifade bulunmaması halinde, ilerleyen süreçte ödeme konusunda ispat sorunu yaşanabiliyor.
Mahkemelerde ispat yükünün büyük ölçüde kiracıda olduğuna dikkat çekilirken, tüm ödemelerin banka veya PTT kanalıyla yapılması gerektiği vurgulanıyor.
“1 yıllık sözleşme bitti, kiracı çıkmalı” düşüncesi yanlış
Ev sahiplerinin en sık düştüğü yanılgılardan biri de kira sözleşmesinin süresiyle ilgili oluyor.
Türk Borçlar Kanunu’na göre konut ve çatılı iş yeri kiralarında sözleşme süresi dolsa bile kiracı istemediği sürece sözleşme otomatik olarak bir yıl uzuyor. Ev sahibi yalnızca sözleşme süresi sona erdiği için kiracıyı tahliye edemiyor.
Kiracının çıkarılabilmesi için ihtiyaç, yeniden inşa veya yasal tahliye nedenlerinin bulunması gerekiyor. Bunun dışında yalnızca süre gerekçesiyle tahliye hakkı oluşmuyor.
Fahiş zam baskısı dava nedeni olabiliyor
Konut piyasasında yaşanan fiyat artışları nedeniyle kira zamları taraflar arasında en büyük gerilim başlıklarından biri haline geldi.
Ancak uzmanlar, yasal sınırların üzerinde kira artışı talep edilmesinin veya kiracının baskıyla tahliyeye zorlanmasının hukuka aykırı olduğuna dikkat çekiyor.
Kiracı yasal artış oranına uygun şekilde ödeme yapmaya devam ettiği sürece tahliye edilmesi mümkün olmuyor. Kiranın piyasa değerinin çok altında kaldığını düşünen ev sahiplerinin ise “kira tespit davası” açması gerekiyor.
Sözlü anlaşmalar mahkemede geçerli sayılmayabiliyor
Kiralama süreçlerinde yapılan en büyük hatalardan biri de sözlü mutabakatlara güvenilmesi oluyor.
“Evcil hayvan beslenmeyecek”, “ev boyalı teslim edilecek” veya “depozito daha sonra ödenecek” gibi önemli detayların sözleşmede yer almaması halinde, tarafların bu iddiaları mahkemede çoğu zaman geçerlilik taşımıyor.
Uzmanlar, kira ilişkisinde tüm detayların yazılı sözleşmeye eklenmesi gerektiğini belirtiyor.
Hukuki güvence için uzman desteği öneriliyor
Gayrimenkul hukukunda yaşanan anlaşmazlıkların önüne geçebilmek için hem ev sahiplerinin hem de kiracıların yasal mevzuata uygun hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Uzmanlara göre, kira sözleşmesi hazırlanırken profesyonel gayrimenkul danışmanlarından veya hukukçulardan destek alınması, ileride yaşanabilecek ciddi mağduriyetlerin önüne geçebiliyor.
















