Türkiye’de konut piyasasına yönelik değerlendirmeler, son dönemde yurt dışı gayrimenkul pazarlaması yapan aracı şirketlerin kullandığı dil nedeniyle tartışma konusu oldu. Özellikle Körfez bölgesi ve Dubai gibi destinasyonlara yatırımcı yönlendirmek isteyen bazı kuruluşların, Türkiye’yi “yatırım yapılmaz” gibi gösteren içeriklerle müşteri çekmeye çalıştığı belirtiliyor.
Sektör temsilcileri, bu yaklaşımın piyasanın gerçek sorunlarını konuşmaktan çok, satış hedefli bir algı yönetimine dönüştüğüne dikkat çekiyor. Türkiye’de kira çarpanı, vergiler, bakım giderleri, tahsilat süreçleri ve belirsizlikler üzerinden yapılan eleştiriler, birçok metinde “kıyas” adı altında pazarlama kampanyasına dönüşüyor.
Karşılaştırma adı altında pazarlama dili öne çıkıyor
Son dönemde yayınlanan bazı içeriklerde, Türkiye’de “konut al-kiraya ver” modelinin tamamen cazibesini yitirdiği iddia edilirken, yurt dışındaki bazı piyasalar ise daha öngörülebilir ve sürdürülebilir yatırım alanları olarak sunuluyor.
Bu metinlerde, Türkiye’de kira gelirlerinin konut fiyatları karşısında yetersiz kaldığı; geri dönüş süresinin uzadığı; vergi, bakım, tahsilat riski ve boş kalma ihtimalinin yatırımcıyı zorladığı vurgulanıyor. Buna karşılık yurt dışında döviz bazlı kira geliri, daha kısa amortisman süresi, daha net sözleşme düzeni ve yüksek likidite gibi unsurlar öne çıkarılıyor.

“Türkiye’de risk var” söylemi genelleştiriliyor
Gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren bazı uzmanlar, Türkiye’de elbette risk ve maliyet başlıklarının bulunduğunu ancak pazarlama metinlerinde bu unsurların genelleştirilerek aktarıldığını ifade ediyor.
Sektör kaynaklarına göre, her piyasanın kendine özgü avantaj ve riskleri bulunuyor. Türkiye’de kira artışları, konut fiyatları, mevzuat değişiklikleri ve tahsilat süreçleri yatırımcı açısından kritik başlıklar olsa da; yurt dışındaki piyasalarda da döviz riski, yönetim giderleri, tapu/satın alma masrafları, hizmet bedelleri, boş kalma ihtimali ve hukuki süreçler gibi unsurlar yatırımın net getirisini etkileyebiliyor.
Reklam dili haber dili gibi servis ediliyor
Sektörün dikkat çektiği bir diğer konu ise, bazı içeriklerin haber formatında yayımlanmasına rağmen reklam diliyle hazırlanması. Bu tür metinlerde Türkiye piyasasına yönelik olumsuz ifadelerin sıklaştığı, buna karşılık yurt dışındaki piyasaların “sorunsuz” bir yatırım alanı gibi sunulduğu görülüyor.
Gayrimenkul çevreleri, yatırım kararının yalnızca brüt kira getirisi veya kira çarpanı üzerinden verilmesinin sağlıklı olmadığını, yatırımcının net getiri hesabı yaparken tüm maliyetleri dikkate alması gerektiğini vurguluyor.
Yurt dışı gayrimenkul ilgisi artıyor
Öte yandan son dönemde Türk yatırımcıların yurt dışı gayrimenkul alımlarında artış olduğu biliniyor. Uzmanlara göre bu eğilimin arkasında; döviz bazlı gelir beklentisi, varlık çeşitlendirme isteği ve bazı ülkelerde daha öngörülebilir kira piyasası algısı bulunuyor.
Ancak sektör temsilcileri, bu yönelimin “Türkiye piyasası bitti” gibi bir söylemle değil, daha dengeli ve gerçekçi bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
“Türkiye’yi kötüleyerek satış yapmak sektörün itibarını zedeliyor”
Gayrimenkul piyasasında uzun süredir faaliyet gösteren isimler, yurt dışına yatırım yönlendiren şirketlerin Türkiye’yi değersizleştiren bir dil kullanmasının, yalnızca iç piyasayı değil, sektörün bütününü etkilediğini ifade ediyor.
Sektör kaynaklarına göre, yatırımcıya doğru bilgi sunmak, riskleri şeffaf biçimde anlatmak ve gerçekçi getiri hesapları yapmak gerekirken; bazı aracı şirketlerin rekabet uğruna Türkiye’yi “yatırım yapılmaz” gibi gösterecek ölçüde karalayıcı bir dil kullanması, hem tüketici güvenini hem de gayrimenkul sektörünün itibarını zedeliyor.
Herbiremlak

















