Maliye’nin kefalet hamlesi yargıdan döndü
Hazine ve Maliye Bakanlığı, son yıllarda holding ve grup şirketlerinin birbirlerinin banka kredilerine kefil olması nedeniyle kapsamlı vergi incelemeleri başlatmıştı. İncelemelerin temel dayanağı, bu kefalet işlemlerinin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” olarak değerlendirilmesiydi.
Maliye’ye göre, şirketlerin verdikleri kefaletler bir “finansal hizmet” niteliği taşıyor, bu hizmetten emsal bir komisyon geliri elde edilmesi gerekiyor ve bu gelir kurumlar vergisi ile KDV’ye tabi tutulmalıydı.
Ancak Danıştay’dan gelen son kararlar, bu yaklaşımı net biçimde reddetti.
Kefalet sadece holdingleri değil, ortakları da hedef almıştı
Vergi idaresinin yorumu yalnızca holding ve grup şirketleriyle sınırlı kalmadı. Gerçek kişi ortakların da kefalet işlemini ticari organizasyon içinde ve süreklilik arz edecek şekilde yapmaları hâlinde gelir vergisi ve KDV mükellefi olmaları gerektiği yönünde özelgeler verilmişti.
Bu yaklaşım, iş dünyasında ciddi bir belirsizlik ve tedirginliğe yol açtı.
Eski incelemelerde KGF emsali kullanıldı
2018–2020 döneminde yapılan önceki incelemelerde, Kredi Garanti Fonu’nun yüzde 2 yıllık komisyon oranı emsal kabul edildi. Bu oranın altında komisyon alan ya da hiç komisyon almayan şirketlere, vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ve KDV tarhiyatları yapıldı.
Söz konusu tarhiyatların önemli bir bölümü yargıya taşındı ve farklı mahkemelerden çelişkili kararlar çıktı.
Yargıda karmaşa, Danıştay’da netlik
İlk derece ve bölge idare mahkemelerinde hem Maliye lehine hem de mükellef lehine kararlar verildi. Bazı dosyalar istinafta kesinleşirken, bazıları Danıştay’a taşındı.
Danıştay, ilk aşamada yürütmenin durdurulması taleplerini reddetti. Ancak 2025 yılı sonunda esastan verilen kararlarla tablo tamamen değişti.
Danıştay: Kefalet, vergilendirilecek bir hizmet değildir
Danıştay 3. Dairesi, Aralık 2025 tarihli iki kritik kararında şu tespitleri yaptı:
Grup şirketlerinin birbirlerine kefil olmaları, holdingleşmenin doğal bir sonucudur.
Kefalet veren şirketin sorumluluğu, ancak kefil olunan şirketin kredi sözleşmesine aykırı davranması hâlinde doğar.
Ortada fiilen sunulmuş, gelir elde edilen bir hizmet yoksa, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımından söz edilemez.
Kefalet işlemi, KDV Kanunu anlamında vergilendirilebilir bir hizmet niteliği taşımaz.
Bu gerekçelerle Danıştay, kefalet nedeniyle yapılan kurumlar vergisi, KDV ve özel usulsüzlük cezalarını hukuka aykırı buldu.
Danıştay’ın bu yöndeki ilk kararı değil
Danıştay 3. Dairesi, 2023 yılında verdiği başka bir kararda da aynı doğrultuda hüküm kurmuş; grup şirketleri arasındaki kefalet ilişkilerinin vergisel bir kazanç doğurmadığını açıkça ifade etmişti.
Son kararlar, bu içtihadın artık istikrarlı hâle geldiğini gösteriyor.
İş dünyası rahatladı, incelemelerin yönü değişebilir
Danıştay’ın son kararları, özellikle holdingler ve büyük şirket grupları açısından önemli bir rahatlama yarattı. Kefalet işlemleri nedeniyle geriye dönük cezalı tarhiyat riskinin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre bu kararlar, devam eden ve yeni başlatılacak vergi incelemelerinin seyrini de köklü biçimde etkileyecek.
Sonuç: kefalet vergisi tartışması yargıdan döndü
Danıştay’ın verdiği bu kararlar, şirketlerin kredi süreçlerinde rutin olarak sağladığı kefaletlerin vergisel bir hizmet olarak değerlendirilemeyeceğini net biçimde ortaya koydu. Uzun süredir iş dünyasında tartışma konusu olan “kefalet vergisi” uygulaması, yüksek yargıdan dönen bu içtihatlarla fiilen sona ermiş görünüyor.
Abdullah Tolu'nun ekonomim.com'daki yazısından yararlanılarak hazırlandı

















