Türkiye’nin kentsel dönüşüm kapasitesi bölgesel modele dönüşüyor
Türkiye, bir yandan dünyanın en hızlı kentleşen ülkeleri arasında yer alırken diğer yandan yüksek deprem riski nedeniyle yapı stoğunu hızla yenileme zorunluluğuyla karşı karşıya. Bu iki dinamik, kentsel dönüşümü Türkiye için bir tercihten çok stratejik bir gereklilik hâline getiriyor. Dünya Bankası verileri, Türkiye’de nüfusun yaklaşık %78’inin şehirlerde yaşadığını ortaya koyarken, bu oran dünya ortalaması olan %58’in oldukça üzerinde.
Birleşmiş Milletler, 2030 yılına kadar dünya genelinde 5 milyara yakın insanın şehirlerde yaşayacağını öngörüyor. Bu tablo, Türkiye’yi küresel kentleşme dalgasının merkezine yerleştiriyor.
Kentsel dönüşüm ölçeğinde Türkiye: Bölgesel bir laboratuvar
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre yalnızca İstanbul’da bugüne kadar yaklaşık 800 bin bağımsız bölüm kentsel dönüşüm kapsamında yenilenerek hak sahiplerine teslim edildi. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından yürütülen yeniden inşa programında ise 2025 sonuna kadar 453 bin konutun tamamlanması hedefleniyor. Bu süreç için ayrılan kaynak 2 trilyon TL’yi aşmış durumda.
Bu büyüklük, Türkiye’yi afet odaklı dönüşüm ve planlı kentleşme bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasına taşıyor. NOVO Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Aytuğ Dikbaşer, bu tabloyu şu sözlerle yorumluyor: 
“Kentsel dönüşüm Türkiye’de artık sadece bina yenileme faaliyeti değil; finansmandan mühendisliğe, hukuktan sosyolojiye uzanan çok aktörlü bir dönüşüm ekosistemi. Doğru planlama ve şeffaflıkla yönetildiği takdirde Türkiye, bu ekosistemiyle bölgesine ve dünyaya model olabilir.”
Türkiye’nin mega kent deneyimi rekabet avantajı yaratıyor
Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye’de 1 milyonun üzerinde nüfusa sahip kentsel alanlarda yaşayan kişi sayısı 33 milyonu aşıyor. Bu durum Türkiye’yi mega kent deneyimi açısından Avrupa ve OECD ülkeleri arasında üst sıralara taşıyor. Dikbaşer’e göre bu, önemli bir stratejik avantaj:
“Hem büyük ölçekte kentleşen hem de aynı anda bu ölçekte yapı stoğunu yenilemek zorunda olan ülke sayısı çok az. Türkiye, doğru stratejilerle mühendislik ve danışmanlık ihracatı yapacak seviyeye rahatça ulaşabilir.”
Kentsel dönüşüm: Sadece binaların değil, yaşam kalitesinin dönüşümü
UN-Habitat raporları, dünya genelinde şehirlerin küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70’inden sorumlu olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin kentsel dönüşüm politikaları yalnızca riskli yapıların yenilenmesini değil; enerji verimliliği, sosyal donatılar, ulaşım entegrasyonu ve mahalle yaşamının güçlendirilmesi gibi geniş kapsamlı iyileştirmeleri içeriyor.
Dikbaşer, kentsel dönüşümün insani boyutunun altını çizerek şunları ekliyor:
“Kentsel dönüşümü yalnızca ‘eskiyi yık, yeniyi yap’ şeklinde görmüyoruz. Mahalle dokusunu koruyan, sosyal bağları güçlendiren, çocukların ve yaşlıların güvenle yaşayabileceği sokaklar tasarlamak en az statik proje kadar önemli. Gerçek dönüşüm, insanı merkeze alan dönüşümdür.”

















