Yatırım şirketlerinden Grifon Capital'ın Yönetim Kurulu Başkanı Tuğra Gönden sektör değerlendirmelerini paylaştı.
Küresel ekonomide artan belirsizlikler, yatırım kararlarının dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar, bölgesel gerilimler ve değişen risk yönetimi yaklaşımları, sermayeyi artık yalnızca kârlılığa değil, güvenliğe de odaklanmaya zorluyor. Bu yeni denklemde Türkiye ve özellikle İstanbul, stratejik konumuyla dikkat çeken bir merkez haline geliyor.
Gayrimenkul ve yatırım perspektifinden yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye’nin kıtalar arasında kurduğu bağlantı yalnızca coğrafi bir avantajdan ibaret değil. Ülkenin güvenlik altyapısı, lojistik kapasitesi ve kriz yönetme kabiliyeti, bu coğrafyayı “işleyen bir sistem” haline getiriyor. Bu sistemin merkezinde ise İstanbul yer alıyor.
Güvenlik ve altyapı yatırım kararlarını belirliyor
Uzmanlara göre günümüzde yatırımcılar için belirleyici unsur hız değil, güvenlik. Özellikle jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda, sermaye “güvenli liman” arayışını önceliklendiriyor. Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda kaydettiği ilerleme ve operasyonel kabiliyetleri, bu noktada ülkeye önemli bir avantaj sağlıyor.
Bu çerçevede İstanbul, yalnızca bir metropol değil; güvenlik, istikrar ve operasyonel sürekliliğin somutlaştığı bir merkez olarak konumlanıyor. Küresel şirketler açısından bakıldığında ise bu durum, faaliyetlerin daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ortamda yürütülmesi anlamına geliyor.
İstanbul’un bağlantısallık gücü öne çıkıyor
Şehrin küresel sistemdeki rolünü güçlendiren bir diğer unsur ise bağlantısallık kapasitesi. İstanbul’un uluslararası hava ulaşımındaki merkezi konumu ve geniş uçuş ağı, küresel iş dünyası için önemli bir avantaj sunuyor.
Bu altyapı sayesinde uluslararası şirketler, farklı coğrafyalardaki operasyonlarını tek merkezden yönetme imkânı buluyor. İstanbul’un sunduğu bu erişim kolaylığı, özellikle çok uluslu şirketler ve mobil iş gücü için kritik bir tercih sebebi olarak öne çıkıyor.
İnsan kaynağı ve sermaye “veri” olarak tanımlanıyor
Yeni ekonomik modelde şehirlerin değeri yalnızca fiziksel altyapıyla ölçülmüyor. Uzmanlar, insan kaynağı, şirketler ve entelektüel birikimi “veri” olarak tanımlarken; bu verinin güvenli ve verimli şekilde yönetilebildiği merkezlerin öne çıktığını belirtiyor.
İstanbul, sahip olduğu genç ve dinamik iş gücü, uluslararası şirket varlığı ve finansal ekosistemiyle bu veriyi işleyebilen önemli merkezlerden biri olarak gösteriliyor.
Risk yönetiminde yeni dönem: “just-in-case” yaklaşımı
Küresel yatırımcıların risk yönetiminde de önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor. “Tam zamanında” (just-in-time) yaklaşımın yerini, daha dayanıklı ve esnek bir model olan “her ihtimale karşı” (just-in-case) anlayışı alıyor.
Bu dönüşümle birlikte ülkelerin jeopolitik konumlanması ve dış politika dengesi, yatırım kararlarında daha belirleyici hale geliyor. Türkiye’nin son yıllarda izlediği dengeli dış politika yaklaşımı ise uluslararası yatırımcılar tarafından “istikrar unsuru” olarak değerlendiriliyor.
İstanbul, Orta Koridor’un merkezinde konumlanıyor
Tüm bu dinamikler değerlendirildiğinde İstanbul’un yükselişi geçici değil, yapısal bir dönüşümün sonucu olarak görülüyor. “Orta Koridor” üzerinde yer alan şehir; güvenlik, lojistik altyapı ve rekabetçilik unsurlarını bir arada sunarak küresel ticaretin önemli düğüm noktalarından biri haline geliyor.
Uzmanlara göre İstanbul, yalnızca bir şehir değil; küresel sermaye, yetenek ve ticaret akışının güvenle yönetilebildiği stratejik bir merkez olarak yeni dünya düzeninde daha güçlü bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.













